Bosna Savaşı'yla büyüdük biz, Çeçenistan, Filistin,
Türkistan... "İslam coğrafyası yastayken renkli başörtüsü de neyin nesi?"
diye azarlanırdı büyüklerimiz biz büyürken. Solcu sülalenin sağcı çocuğuydum
ben, halkçı, Ecevitçi dindar bir babanın yetiştirdiği... Direniş kimliği olarak
kurduk biz kimliğimizi, biraz farklı bir arkadaş grubuyduk,aklı, zihniyeti
farklı olanlar zaman geçtikçe döküldü bizden. Kalan sağlar bizimdi, kalırlarsa
biz ederdi nefesler...
Toplumun dindar-muhafazakar ikiyüzlülüğünü de gördük,
laik-modern ikiyüzlülüğünü de. Hep alternatif bir yol çizdik. Kimimiz gerçekten
çizdi, kimimiz konuşamadığından doğru düzgü sürekli yazdı. Hayatla kavgamız
ülkenin ilk canlı yayın açıkoturumları gibiydi, sürekli bir muhalefet
içindeydik. Yaşımızda değildik, gençliğimizi otuzlu, kırklı yaşlarda gibi
yaşadık. Lise, üniversite yıllarını seksen öncesindeki ağabeylerimize,
ablalarımıza saygı duruşunda geçirdik adeta. Asosyal dendi, yobaz dendi, soğuk
dendi. Takmadık! İdealisttik, zaman içerisinde inşa ettiğimiz o idealist
düşlerin, romantik ütopyaların toplum içinde ezilişini, çöküşünü, yırtılışını
ve ırzına geçilişini izledik... Hayallerimizi düşlerimizi kaybediyoruz şimdi,
gerçekten otuz yaşını yaşadığımız yıllarda. "Boşuna mıydı o yaşam tarzımız?"
Eyvah! Sorgulamaya bile başlamışız... Çoktan hesaplaşıyoruz demek ki bilinç
altından... Duamız olsun, "Allah'ım sen bizi onlara benzetme, yıkılan
düşlerimizi yeniden kuracak cesareti ver", amin!
Hepimiz -hepimiz dediğim bizim tayfanın dökülmeyenleri ha-
bekarız hala. Yaş otuzun kapısında dikiliyor, bir kaç aya açılacak kapı da...
Sevmeyi mi bilmiyoruz yoksa kıyamıyor muyuz, biz kıyamazken bizi bir güzel kıyıyorlar
da sevmekten mi korkuyoruz bilmiyorum. Hayatı hep "inadına" ve kavga
ederek yaşadım ben etrafımla, hep güç aldığım ideallerim vardı. Üniversite
bittiğinde kurulacak bir yuva, yetiştirilecek evlatlar. Bize sunulamayan değil
sunulmayan imkanları sunarak... Onca yılda geriye sadece bir ölümü var kalbin
şakaktan, bir kaç kez de bıçaklanması uzaktan. Yazmak koşmasa derdime, nice
olurdu halim... "Ben yazarak atlatıyorum çoğu derdi" dersem
inanmayın, "ben yazarak kandırıyorum kendimi."
Yazmam gerekti, acı çeken insanlar birbirini çekiyor aslında
ve hatta acı çeken insanlar sevebilirdi birbirini, oysa ki, oysa ki....
Oysa ki kente soğuk çöktü, gönlüm buz keser
Buz keser, bıçak sıyrıklarıyla ağlar aşk, kırmızı
Yürüdüğüm aşk değil darağacı, ruhum kırıldı
Kırıldı düşlerim, gülmeyi reddedince gülüşlerin
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder