26 Aralık 2014 Cuma

gereksiz bir yazı, "oysa ki"

Bosna Savaşı'yla büyüdük biz, Çeçenistan, Filistin, Türkistan... "İslam coğrafyası yastayken renkli başörtüsü de neyin nesi?" diye azarlanırdı büyüklerimiz biz büyürken. Solcu sülalenin sağcı çocuğuydum ben, halkçı, Ecevitçi dindar bir babanın yetiştirdiği... Direniş kimliği olarak kurduk biz kimliğimizi, biraz farklı bir arkadaş grubuyduk,aklı, zihniyeti farklı olanlar zaman geçtikçe döküldü bizden. Kalan sağlar bizimdi, kalırlarsa biz ederdi nefesler... 

Toplumun dindar-muhafazakar ikiyüzlülüğünü de gördük, laik-modern ikiyüzlülüğünü de. Hep alternatif bir yol çizdik. Kimimiz gerçekten çizdi, kimimiz konuşamadığından doğru düzgü sürekli yazdı. Hayatla kavgamız ülkenin ilk canlı yayın açıkoturumları gibiydi, sürekli bir muhalefet içindeydik. Yaşımızda değildik, gençliğimizi otuzlu, kırklı yaşlarda gibi yaşadık. Lise, üniversite yıllarını seksen öncesindeki ağabeylerimize, ablalarımıza saygı duruşunda geçirdik adeta. Asosyal dendi, yobaz dendi, soğuk dendi. Takmadık! İdealisttik, zaman içerisinde inşa ettiğimiz o idealist düşlerin, romantik ütopyaların toplum içinde ezilişini, çöküşünü, yırtılışını ve ırzına geçilişini izledik... Hayallerimizi düşlerimizi kaybediyoruz şimdi, gerçekten otuz yaşını yaşadığımız yıllarda. "Boşuna mıydı o yaşam tarzımız?" Eyvah! Sorgulamaya bile başlamışız... Çoktan hesaplaşıyoruz demek ki bilinç altından... Duamız olsun, "Allah'ım sen bizi onlara benzetme, yıkılan düşlerimizi yeniden kuracak cesareti ver", amin!

Hepimiz -hepimiz dediğim bizim tayfanın dökülmeyenleri ha- bekarız hala. Yaş otuzun kapısında dikiliyor, bir kaç aya açılacak kapı da... Sevmeyi mi bilmiyoruz yoksa kıyamıyor muyuz, biz kıyamazken bizi bir güzel kıyıyorlar da sevmekten mi korkuyoruz bilmiyorum. Hayatı hep "inadına" ve kavga ederek yaşadım ben etrafımla, hep güç aldığım ideallerim vardı. Üniversite bittiğinde kurulacak bir yuva, yetiştirilecek evlatlar. Bize sunulamayan değil sunulmayan imkanları sunarak... Onca yılda geriye sadece bir ölümü var kalbin şakaktan, bir kaç kez de bıçaklanması uzaktan. Yazmak koşmasa derdime, nice olurdu halim... "Ben yazarak atlatıyorum çoğu derdi" dersem inanmayın, "ben yazarak kandırıyorum kendimi."

Yazmam gerekti, acı çeken insanlar birbirini çekiyor aslında ve hatta acı çeken insanlar sevebilirdi birbirini, oysa ki, oysa ki....

Oysa ki kente soğuk çöktü, gönlüm buz keser
Buz keser, bıçak sıyrıklarıyla ağlar aşk, kırmızı
Yürüdüğüm aşk değil darağacı, ruhum kırıldı
Kırıldı düşlerim, gülmeyi reddedince gülüşlerin

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder