Not: Bu yazı Gazete Fatih'te 11 Mayıs 2014'te dönemin gündemi, bugün unuttuğumuz "kayıp çocuklar, tecavüze uğramaları ve katledilişleri " meselesine ilişkin kaleme alınmıştı. Bugün ise gündem "Özgecen Aslan"; fikrim aynı, idam tek başına yetersiz bir yaptırımdır, bunun farkında olarak "yetmez ama evet" diyenlerdenim. Konu üzerine çok yazılıp çizilecektir, magazinel yavşak, siyasi nemalanmacı kaypak yazıları dikkate almamak kaydıyla bu olayı unutmayalım, konuşalım ki aklımızda kalsın.
Ayrıca bu tarz vahşetlerin terör suçu kapsamına alınması ve anayasal zırhla kadın ve çocukların korunması hususunda hocam, Doç. Dr. Mevlüt Özben'in kavramsallaştırması "cinsiyetçi terör" tanımı üzerinde önemle durulması gereken nokta olarak elimizde bir pusuladır artık.
Buyrun yazıya:
______________________________________________________________
İdam
cezasının uzun tarihinde ilginç bir mazisi var. Antik Çin uygarlığında ilk kez
uygulandığı geçiyor literatürde. Meşhur, Hammurabi kanunlarında 25 ayrı suçun
karşılığı olarak verilen idam cezası çıkıyor karşımıza ama cinayet bu suçlardan
biri değil! Tarih belgelerinde yer alan ilk idam kaydı ise milattan önce
16.yy'da "büyü yapmakla suçlanan soylu bir zatın kendi canını almasının"
emredilmesi olarak geçiyor ve yine aynı dönemde soylu olmayanların idamı balta
ile öldürülerek oluyor. Hitit uygarlığında ise kanunen ertelenebilen bir ceza olarak yer alan idam sonrasında değişik
medeniyetlerde özgür, köle, soylu, asil vs unvanlar için farklı koşullarda ve
farklı ölüm biçimleriyle tarih sahnesinden asla kaybolmayan ama bazen yumuşayan
bazen de Acımasız Atina Kanunları olarak adlandırılan belgelerde yer aldığı
gibi her suçun karşılığı olacak şekilde katılaşarak tecelli ediyordu.
İdam
uygulamalarının çeşitliliği Yahudi medeniyetiyle birlikte taşlama, asma, çarmıha
germe, boğma vs. şekilleriyle artmış bunlardan en meşhuru Hz. İsa'nın da idam
biçimi olan çarmıha germedir. İsa peygamberin çarmıha gerilmesinden 300 yıl
sonra Roma imparatorluğunun resmi dini imparator Constantine tarafından
Hıristiyanlık olarak belirlenmiş ve çarmıha germe ile taşlama gibi vahşi olarak
kabul edilen infaz biçimlerini kaldırmıştır. Ardından gelen Roma idarecileri
ise 80 çeşit suça kadar ölüm cezası getiren düzenlemeler yapmıştır.
Benim
şahsi savıma göre modern dönemde genel idam infazı yönteminde belirleyici olan
ada Avrupa'sı (sonrasında Amerika'ya göçüp orada devam ediyorlar idama yön
vermeye) ve komşu kıyısıdır. İngiliz tarihinde ise geniş bir sömürgecilik
tarihidir ve sömürgelerden ithal edilen idam infaz yöntemleri dikkat çeker. Bunlardan
en ilginci ise idama çarptırılan suçlunun bataklığa fırlatılmasıdır. Sonrasında
asmak moda oluyor bu diyarda, ardından savaş meydanı hariç can almayalım diyorlar.
Ortaçağa gelindiğinde ise can almak bir yana idam infazında başrolü işkence
alıyor. Kadınlara yakarak öldürmeyi uygun görüyorlar, soylular ise işkence
kısmından yırtıp kelle teslim ediyorlar o dönemde. Bir diğer infaz türü de
insanları haşlamaktı. Bir zamanlar ağaç kesenin bile idam edildiği İngiltere'de
yüzyılımıza yaklaştıkça pek çok suçun karşılığı idam olmaktan çıkartıldı.
İngiltere'deki
bu idam-severlik Amerika'nın kolonileştirilmesiyle beraber yeni kıtaya taşındı.
Başlangıçta sert kanunlarla idamın yeniden kutsanması diyebileceğimiz bir dönem
yaşansa da bazı eyaletlerde sonrasında kanunlar yumuşatıldı çünkü idam
kararının sert olduğu bölgelere yerleşimci gelmiyordu. Yeni kıtada genel
anlamda idam, bazı eyaletlerde az uygulansa da önemli bir ceza olarak önemini
korudu. Aşağı yukarı idam sebepleri ise eyaletler arası değişiklikler gösterse
de "cinayet, eşcinsellik, sübyancılık, soygunculuk, kundakçılık, tecavüz
ve vatan hainliği" olmak üzere 7 suç idamla sonuçlanıyordu. Ancak Fransız
İhtilalı'nın eşitlik, kardeşlik, özgürlük söylemlerinin de etkisiyle 1800'lere
gelirken idam ile cezalandırılan suçlar sadece "cinayet ve vatan hainliği"
olarak reforma gidiliyordu Amerika'da.
İdam
cezasının ne kadar gerekli olduğunun ve kaldırılması gerektiğinin tartışılmaya
başlandığı dönem ise 1800'lere tekabül ediyordu. Cezanın toplumsal düzen adına
caydırıcı olduğu savının kanıtı sorgulanıyordu. 1830'lara doğru ise halka açık
idamların vahşiliği gündeme geliyor ve idamlar yavaştan kapalı mekanlarda, ceza
infaz salonlarında, hapishanelerde gerçekleştirilmeye başlanıyordu. 1890'a
doğru yeni bir infaz metodu icat ediliyordu meşhur elektrik mühendisi ve
işletmecisi Thomas Edison sayesinde. Yakın zamana kadar kullanılan elektrikli
sandalye ile infaz metodunun ortaya çıkması ise Edison'un ticari kar kaygısı ve
egosunun ürünüydü (Nikola Tesla ile ilişkisini belki başka bir yazıda
anlatırım). Yaklaşık olarak 1895 ile 1917'lere kadar idam cezasının
kaldırılmasına yönelik bir politik rüzgar esiyor ama sonrasında 1950'lere doğru
yavaşlayan bu rüzgar bazı eyaletlerde tersine esmeye ve kaldırılan idam
infazlarının yeniden uygulanmasına neden oluyordu.
Bir
yandan idam cezasının hükmü, "bir insanın canını almak devlete düşer mi?"
sorusu tartışılırken diğer yandan da elektrikli sandalyenin yanına siyanür gazı
ile infaz gibi yeni metotları da ekleyen bir toplumsal akıl vardı. Bu aklın
yeni metotlar aramasındaki sebep ise ironik şekilde yeni metotların daha
insancıl olduğunu düşünmeleriydi. En nihayetinde işin ekonomik boyutu da vardı
ve elektrikli sandalyelerin tamiri pahalı olduğundan ve gaz çemberlerinin de
2.Dünya Savaşı'ndan kalma kötü anısı sebebiyle ve ayrıca daha
"insani" olmasından dolayı yeni icat edilen zehirli iğne yöntemi ile
idam infazları gerçekleşiyor artık Amerika'da. Avrupa ise değişik bir anlayışla
büyük oranda idamı tamamen askıya almış ve müebbet ya da ağırlaştırılmış
müebbet hapsi uygulamakta.
Peki
ben bu kadar hikayeyi niye anlattım? İdam cezasının caydırıcılığı gerçekten
ciddi bir mesele, zira idam cezasının verildiği ve uygulandığı Amerika'da suç
oranı idam cezasının kaldırıldığı Avrupa'dan oldukça yüksek. Bu noktada
ülkemizde son bir kaç aydır yaşanan çocuklara işkence eden ve onları öldüren
bir gurup 'psikopat-sosyopat arası dengesiz insanımsının' idam ile
cezalandırılması gerektiğini savunanlara destek olmak için bu yazıyı yazdığımı
söylemeliyim. İnsanlık tarihi boyunca idamın uygulanması ve kaldırılması çokça
tekrarlandığı için özellikle konu dahilinde
bir yasa değişikliğinin ülkemizde yadırganacağını düşünmüyorum.
İdam
tartışmalı bir konu olabilir ama söz konusu bir çocuğun öldürülmesi hem de
vahşice öldürülmesi olduğunda mesele cezanın caydırıcılığı olmaktan çıkıyor!
Burayı görmek önemli... Şöyle ki idama karşı çıkanların savlarından birisi
"idam edilen şahsın ölümünden dolayı toplumun vicdan azabı çekebileceğidir"
ki yaşadığımız durumlarda toplum bu failler ve katiller yaşamlarına devam
ettiği için vicdan azabı çekmektedir. Bu noktada bir çocuğu işkence ederek ya
da tecavüz edip öldüren birinin ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasının
topluma bir faydasının olmayacağı açıktır ve hatta toplum vicdanı ve toplumsal
sağduyunun sağlığı için söz konusu çocuk olduğunda idamın gerekliliği
görülmelidir.
Tüm
siyasi meselelerden arınmış olarak idam kanunu maktulün ya da mağdurun çocuk
olduğu durumlar için acilen düzenlenmelidir ve çocuklara her türlü
zulmedenlerin infazı gerçekleştirilmelidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder