17 Şubat 2015 Salı

İdamın Tarihi ve Yeniden Tahsisi Üzerine



Not: Bu yazı  Gazete Fatih'te 11 Mayıs 2014'te dönemin gündemi, bugün unuttuğumuz "kayıp çocuklar, tecavüze uğramaları ve katledilişleri " meselesine ilişkin kaleme alınmıştı. Bugün ise gündem "Özgecen Aslan"; fikrim aynı, idam tek başına yetersiz bir yaptırımdır, bunun farkında olarak "yetmez ama evet" diyenlerdenim. Konu üzerine çok yazılıp çizilecektir, magazinel yavşak, siyasi nemalanmacı kaypak yazıları dikkate almamak kaydıyla bu olayı unutmayalım, konuşalım ki aklımızda kalsın. 

Ayrıca bu tarz vahşetlerin terör suçu kapsamına alınması ve anayasal zırhla kadın ve çocukların korunması hususunda hocam, Doç. Dr. Mevlüt Özben'in kavramsallaştırması "cinsiyetçi terör" tanımı üzerinde önemle durulması gereken nokta olarak elimizde bir pusuladır artık. 

Buyrun yazıya:
______________________________________________________________
İdam cezasının uzun tarihinde ilginç bir mazisi var. Antik Çin uygarlığında ilk kez uygulandığı geçiyor literatürde. Meşhur, Hammurabi kanunlarında 25 ayrı suçun karşılığı olarak verilen idam cezası çıkıyor karşımıza ama cinayet bu suçlardan biri değil! Tarih belgelerinde yer alan ilk idam kaydı ise milattan önce 16.yy'da "büyü yapmakla suçlanan soylu bir zatın kendi canını almasının" emredilmesi olarak geçiyor ve yine aynı dönemde soylu olmayanların idamı balta ile öldürülerek oluyor. Hitit uygarlığında ise kanunen ertelenebilen bir  ceza olarak yer alan idam sonrasında değişik medeniyetlerde özgür, köle, soylu, asil vs unvanlar için farklı koşullarda ve farklı ölüm biçimleriyle tarih sahnesinden asla kaybolmayan ama bazen yumuşayan bazen de Acımasız Atina Kanunları olarak adlandırılan belgelerde yer aldığı gibi her suçun karşılığı olacak şekilde katılaşarak tecelli ediyordu. 

İdam uygulamalarının çeşitliliği Yahudi medeniyetiyle birlikte taşlama, asma, çarmıha germe, boğma vs. şekilleriyle artmış bunlardan en meşhuru Hz. İsa'nın da idam biçimi olan çarmıha germedir. İsa peygamberin çarmıha gerilmesinden 300 yıl sonra Roma imparatorluğunun resmi dini imparator Constantine tarafından Hıristiyanlık olarak belirlenmiş ve çarmıha germe ile taşlama gibi vahşi olarak kabul edilen infaz biçimlerini kaldırmıştır. Ardından gelen Roma idarecileri ise 80 çeşit suça kadar ölüm cezası getiren düzenlemeler yapmıştır. 

Benim şahsi savıma göre modern dönemde genel idam infazı yönteminde belirleyici olan ada Avrupa'sı (sonrasında Amerika'ya göçüp orada devam ediyorlar idama yön vermeye) ve komşu kıyısıdır. İngiliz tarihinde ise geniş bir sömürgecilik tarihidir ve sömürgelerden ithal edilen idam infaz yöntemleri dikkat çeker. Bunlardan en ilginci ise idama çarptırılan suçlunun bataklığa fırlatılmasıdır. Sonrasında asmak moda oluyor bu diyarda, ardından savaş meydanı hariç can almayalım diyorlar. Ortaçağa gelindiğinde ise can almak bir yana idam infazında başrolü işkence alıyor. Kadınlara yakarak öldürmeyi uygun görüyorlar, soylular ise işkence kısmından yırtıp kelle teslim ediyorlar o dönemde. Bir diğer infaz türü de insanları haşlamaktı. Bir zamanlar ağaç kesenin bile idam edildiği İngiltere'de yüzyılımıza yaklaştıkça pek çok suçun karşılığı idam olmaktan çıkartıldı.

İngiltere'deki bu idam-severlik Amerika'nın kolonileştirilmesiyle beraber yeni kıtaya taşındı. Başlangıçta sert kanunlarla idamın yeniden kutsanması diyebileceğimiz bir dönem yaşansa da bazı eyaletlerde sonrasında kanunlar yumuşatıldı çünkü idam kararının sert olduğu bölgelere yerleşimci gelmiyordu. Yeni kıtada genel anlamda idam, bazı eyaletlerde az uygulansa da önemli bir ceza olarak önemini korudu. Aşağı yukarı idam sebepleri ise eyaletler arası değişiklikler gösterse de "cinayet, eşcinsellik, sübyancılık, soygunculuk, kundakçılık, tecavüz ve vatan hainliği" olmak üzere 7 suç idamla sonuçlanıyordu. Ancak Fransız İhtilalı'nın eşitlik, kardeşlik, özgürlük söylemlerinin de etkisiyle 1800'lere gelirken idam ile cezalandırılan suçlar sadece "cinayet ve vatan hainliği" olarak reforma gidiliyordu Amerika'da.

İdam cezasının ne kadar gerekli olduğunun ve kaldırılması gerektiğinin tartışılmaya başlandığı dönem ise 1800'lere tekabül ediyordu. Cezanın toplumsal düzen adına caydırıcı olduğu savının kanıtı sorgulanıyordu. 1830'lara doğru ise halka açık idamların vahşiliği gündeme geliyor ve idamlar yavaştan kapalı mekanlarda, ceza infaz salonlarında, hapishanelerde gerçekleştirilmeye başlanıyordu. 1890'a doğru yeni bir infaz metodu icat ediliyordu meşhur elektrik mühendisi ve işletmecisi Thomas Edison sayesinde. Yakın zamana kadar kullanılan elektrikli sandalye ile infaz metodunun ortaya çıkması ise Edison'un ticari kar kaygısı ve egosunun ürünüydü (Nikola Tesla ile ilişkisini belki başka bir yazıda anlatırım). Yaklaşık olarak 1895 ile 1917'lere kadar idam cezasının kaldırılmasına yönelik bir politik rüzgar esiyor ama sonrasında 1950'lere doğru yavaşlayan bu rüzgar bazı eyaletlerde tersine esmeye ve kaldırılan idam infazlarının yeniden uygulanmasına neden oluyordu. 

Bir yandan idam cezasının hükmü, "bir insanın canını almak devlete düşer mi?" sorusu tartışılırken diğer yandan da elektrikli sandalyenin yanına siyanür gazı ile infaz gibi yeni metotları da ekleyen bir toplumsal akıl vardı. Bu aklın yeni metotlar aramasındaki sebep ise ironik şekilde yeni metotların daha insancıl olduğunu düşünmeleriydi. En nihayetinde işin ekonomik boyutu da vardı ve elektrikli sandalyelerin tamiri pahalı olduğundan ve gaz çemberlerinin de 2.Dünya Savaşı'ndan kalma kötü anısı sebebiyle ve ayrıca daha "insani" olmasından dolayı yeni icat edilen zehirli iğne yöntemi ile idam infazları gerçekleşiyor artık Amerika'da. Avrupa ise değişik bir anlayışla büyük oranda idamı tamamen askıya almış ve müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet hapsi uygulamakta.

Peki ben bu kadar hikayeyi niye anlattım? İdam cezasının caydırıcılığı gerçekten ciddi bir mesele, zira idam cezasının verildiği ve uygulandığı Amerika'da suç oranı idam cezasının kaldırıldığı Avrupa'dan oldukça yüksek. Bu noktada ülkemizde son bir kaç aydır yaşanan çocuklara işkence eden ve onları öldüren bir gurup 'psikopat-sosyopat arası dengesiz insanımsının' idam ile cezalandırılması gerektiğini savunanlara destek olmak için bu yazıyı yazdığımı söylemeliyim. İnsanlık tarihi boyunca idamın uygulanması ve kaldırılması çokça tekrarlandığı için özellikle konu dahilinde  bir yasa değişikliğinin ülkemizde yadırganacağını düşünmüyorum. 

İdam tartışmalı bir konu olabilir ama söz konusu bir çocuğun öldürülmesi hem de vahşice öldürülmesi olduğunda mesele cezanın caydırıcılığı olmaktan çıkıyor! Burayı görmek önemli... Şöyle ki idama karşı çıkanların savlarından birisi "idam edilen şahsın ölümünden dolayı toplumun vicdan azabı çekebileceğidir" ki yaşadığımız durumlarda toplum bu failler ve katiller yaşamlarına devam ettiği için vicdan azabı çekmektedir. Bu noktada bir çocuğu işkence ederek ya da tecavüz edip öldüren birinin ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasının topluma bir faydasının olmayacağı açıktır ve hatta toplum vicdanı ve toplumsal sağduyunun sağlığı için söz konusu çocuk olduğunda idamın gerekliliği görülmelidir. 

Tüm siyasi meselelerden arınmış olarak idam kanunu maktulün ya da mağdurun çocuk olduğu durumlar için acilen düzenlenmelidir ve çocuklara her türlü zulmedenlerin infazı gerçekleştirilmelidir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder