Bugün
3 Mayıs, Türkiye hafızasında önemli yeri olan bir düşünce çerçevesinin ilk
ideolojik yol ayrımının sene-i devriyesi. 1944'ün 3 Mayısı ise çapı çok geniş
çizilebilecek bir düşünce hareketinin hukuken beraatı, günah keçisi ilanından
ilk kurtuluşu. Sonrasında yaftalar üzerine yapışacak ve halihazırda pek çok
yaftayla yaşamına devam eden bir düşünce (daha çok düşünceler) haline dönüşecek
söz konusu aksiyomun o günkü karşılığı ise Türkçülük-Milliyetçilik davasıydı.
Çok fazla detaya girmeyeceğim, bu yazının hedefinde güncel bir husus bulunmakta
ve ziyadesiyle hedefim orası olacaktır. İlk ideoloji yol ayrımı dediğimiz
1944'ün 3 Mayıs'ı bazılarının canı kabul etmek istesin ya da istemesin ırka dayalı
Türkçülük ile dini kimliği (Müslümanlığı) önemseyen Milliyetçiliğin yolunun
ayrılışıdır. İlerleyen yıllarda bu ayrımlar devam etti, yeni partiler, yeni
fikirler, Türk coğrafyasının ücra semtlerinden gelen yeni fikirlerle çapı çok
geniş çizilebilecek bir düşünce çerçevesi oluştu ve oluşuyor
Türkçülük-Milliyetçilik ekseninde.
Düşüncenin
sabit kalmadığı, her dogmanın rahatça sorgulandığı, bilginin görece kolay
erişilebilir olması, dijital çağın getirdiği "korku" şeffaflığı vb.
tonla bileşenden ötürü sabit fikre dayanan her yaklaşımın sorgulandığı bir
dünyada, birey olmanın öneminin öne çıktığı yeni toplumsal hareketlerle ve
dillendirilen ortak grup menfaatlerinin politika harici muhalefetlerle
kendisini ekseriyetle sosyal medyada ya da meydanlarda ortaya koyması
gerçekliğinin bilincinde olmak her türlü iktidar mücadelesindeki kurumun
dikkatinde olmalıdır. Bu yeni gerçekliğin reddi özellikle de iktidarda olmayan
siyasi teşekküller için muhalefet imkanının tasfiyesi, kendi kafasına kurşun
sıkmak ve tarihin tozlu sayfalarında kaybolmakla eşdeğerdir.
Bu
yazının yazılma sebebi ise MHP danışmanlarından bir Hoca'nın "Teşkilat
dili hariç konuşan, boş konuşur!" söylemidir. İlk olarak bu Hoca'nın
İstanbul üzerine önemli tespitleri olan bir yazısı vardır ki çok beğenirim,
sanki azınlıkları millet vekili adayı gösteren (şimdinin AKP'si içinde fikri varlığı
şaibeli) HAS Parti kurucu üyesiymişçesine tespitler barındıran o yazının
sahibinin dönüp de teşkilat dili falan demesi, muhalif kanadın sözlerini kaale
almamaktan da öte hakaret etmesi neyin getirisidir (götürüsüdür ya da
korkusudur) diye sormak gerekir!
Biraz
da olaya nesil kavramı üzerinden bakmak lazım. Benim de tam ortasında hayata merhaba
dediğim 80'li yıllarda doğan nesillerin Özal nesli olduğu gerçeğinin farkında
olmak düşüncede herkese kolaylık sağlayacaktır. Her ne kadar bizleri devletin
ideolojisiyle, ailenin ideolojisiyle ve çevrenin kültürüyle kalıplandırmaya da
çalışsanız sizlerden daha etkin bir savaş teknolojisi ile baş başa kalmamıza da
müsaade ettiniz; iletişim araçları ve özellikle televizyonla... Bir yandan
günah dediniz, bir yandan TV'de Yalan Rüzgarı
izlediniz, bir yandan büyüklerini say dediniz bir yandan TV'de açık oturumlarda
ana bacı dümdüz gidip birbirinize fırlatmadığınız şey kalmadı. Siz yokken de o
TV'ler bize rahmetli Barış Manço haricinde, birey olmayı, çıkarcı davranmayı ve
sizin pek de aşina olmadığınız Amerikan kültürünü aşıladı. Kapitalist
ilerlemenin getirisi olarak kitle iletişim araçları gelişti, zaman mekan
sıkışması dünyayı küçülttü, etkileşimi arttırdı. Zamanımızın tüketim toplumunun
temelleri 70'lerde doğanlara Batı'da, aynı temeller 80'sonrası Özal nesli
olarak bizlere Türkiye'de kodlandı. Yani özetle dünya literatürüne Y Nesli
olarak geçen kavram bizde Özal sonrası nesle, benim deyimimle Özal nesline
tekabül eder. Bu kadar şeyi yazma sebebim açıkça bizim sizden farklı olduğumuz
gerçeğini ortaya koymak; Y Nesli yani bizde Özal Nesli vatandaşlar her ne kadar
global ekonomi sistemine eklemli tüketici bireyler olsa da eğitimli,
sorgulamaya açık, iletişim kabiliyetleri yüksek bir nesil olarak önceki nesillere
göre katı kurallara bağlılığı daha azdır.
Fakat
Y Nesli Türkiye'de televizyonun çocukluk dönemine etkisi nezdinde parçalıdır.
Köylü kentli ayrımının belki de sınanması gereken noktalardan birini sunar bu
durum bizlere. Şöyle ki son örneğini MHP ve BDP gençlerinde Gezi Olayları
sırasında eğitimliler, şehir kültürlüler
ile eğitimsizler, kırsal kültürlüler bağlamında açıkça gördük. Eğitimli ve şehir kültürlüler
olarak sınıflandırabileceğimiz MHP ve BDP gençleri olaylar sırasında otorite
ile olan sorunlarını ortaya koyma derdindeyken diğer kesim parti merkezlerine
biat sergileme kaygısında ve bu kaygıyı taşımayan "kendi"
arkadaşlarını infaza kalkışmaktaydı.
Yazıyı
hızlıca toparlıyorum, bu yazı 3 Mayıs vesilesi ile kaleme alınmıştır ve ana
ekseninde "Teşkilat dili hariç konuşan, boş konuşur!" diyen MHP
danışmanı vardır. Kendisinin bir zamanlar kaleme aldığı yazılarla taban tabana
zıt bu söylemi muhalif kanada ve özellikle gençlere hakaret niteliğindedir. Her
zaman derim sağda muhalif olmak çok zor bir iştir ve böyleleriyle hep
karşılaştık ama işi önemli kılan kişinin kendi yazısıyla çelişmesidir. Ayrıca
son yerel seçimlerde MHP adına alınan sonuçlarda özellikle İstanbul'daki
hüsranın, Gezi sürecinde farklı fikri söylemlerimiz nedeniyle kendi arkadaşlarımızdan aldığımız ölüm ve dayak tehditleri dikkate alındığında
teşkilat dilinin farklılaşması gerektiği, sözümüze kulak kabartılması gerektiği
gerçeğinin görülmesi yerine hala hakarete uğruyor olmamızdır.
Bu
hakaretleri yemeyiz efendiler! Y nesli olarak bizi idare edemiyorsunuz da (Türkiye
için) milenyum sonrası doğan Z neslini nasıl fikrinize kazandıracaksınız?
Söylemleriniz asırlık bir düşünceyi siyaset sahnesinden siliyor, siz
egolarınızı tatmin etmeye devam ediniz.
Allah
bu toprağın insanlarının yardımcısı olsun!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder