3 Mayıs 2014 Cumartesi

Bir Dağınık 3 Mayıs Yazısı




Bugün 3 Mayıs, Türkiye hafızasında önemli yeri olan bir düşünce çerçevesinin ilk ideolojik yol ayrımının sene-i devriyesi. 1944'ün 3 Mayısı ise çapı çok geniş çizilebilecek bir düşünce hareketinin hukuken beraatı, günah keçisi ilanından ilk kurtuluşu. Sonrasında yaftalar üzerine yapışacak ve halihazırda pek çok yaftayla yaşamına devam eden bir düşünce (daha çok düşünceler) haline dönüşecek söz konusu aksiyomun o günkü karşılığı ise Türkçülük-Milliyetçilik davasıydı. Çok fazla detaya girmeyeceğim, bu yazının hedefinde güncel bir husus bulunmakta ve ziyadesiyle hedefim orası olacaktır. İlk ideoloji yol ayrımı dediğimiz 1944'ün 3 Mayıs'ı bazılarının canı kabul etmek istesin ya da istemesin ırka dayalı Türkçülük ile dini kimliği (Müslümanlığı) önemseyen Milliyetçiliğin yolunun ayrılışıdır. İlerleyen yıllarda bu ayrımlar devam etti, yeni partiler, yeni fikirler, Türk coğrafyasının ücra semtlerinden gelen yeni fikirlerle çapı çok geniş çizilebilecek bir düşünce çerçevesi oluştu ve oluşuyor Türkçülük-Milliyetçilik ekseninde.

Düşüncenin sabit kalmadığı, her dogmanın rahatça sorgulandığı, bilginin görece kolay erişilebilir olması, dijital çağın getirdiği "korku" şeffaflığı vb. tonla bileşenden ötürü sabit fikre dayanan her yaklaşımın sorgulandığı bir dünyada, birey olmanın öneminin öne çıktığı yeni toplumsal hareketlerle ve dillendirilen ortak grup menfaatlerinin politika harici muhalefetlerle kendisini ekseriyetle sosyal medyada ya da meydanlarda ortaya koyması gerçekliğinin bilincinde olmak her türlü iktidar mücadelesindeki kurumun dikkatinde olmalıdır. Bu yeni gerçekliğin reddi özellikle de iktidarda olmayan siyasi teşekküller için muhalefet imkanının tasfiyesi, kendi kafasına kurşun sıkmak ve tarihin tozlu sayfalarında kaybolmakla eşdeğerdir.

Bu yazının yazılma sebebi ise MHP danışmanlarından bir Hoca'nın "Teşkilat dili hariç konuşan, boş konuşur!" söylemidir. İlk olarak bu Hoca'nın İstanbul üzerine önemli tespitleri olan bir yazısı vardır ki çok beğenirim, sanki azınlıkları millet vekili adayı gösteren (şimdinin AKP'si içinde fikri varlığı şaibeli) HAS Parti kurucu üyesiymişçesine tespitler barındıran o yazının sahibinin dönüp de teşkilat dili falan demesi, muhalif kanadın sözlerini kaale almamaktan da öte hakaret etmesi neyin getirisidir (götürüsüdür ya da korkusudur) diye sormak gerekir!

Biraz da olaya nesil kavramı üzerinden bakmak lazım. Benim de tam ortasında hayata merhaba dediğim 80'li yıllarda doğan nesillerin Özal nesli olduğu gerçeğinin farkında olmak düşüncede herkese kolaylık sağlayacaktır. Her ne kadar bizleri devletin ideolojisiyle, ailenin ideolojisiyle ve çevrenin kültürüyle kalıplandırmaya da çalışsanız sizlerden daha etkin bir savaş teknolojisi ile baş başa kalmamıza da müsaade ettiniz; iletişim araçları ve özellikle televizyonla... Bir yandan günah dediniz,  bir yandan TV'de Yalan Rüzgarı izlediniz, bir yandan büyüklerini say dediniz bir yandan TV'de açık oturumlarda ana bacı dümdüz gidip birbirinize fırlatmadığınız şey kalmadı. Siz yokken de o TV'ler bize rahmetli Barış Manço haricinde, birey olmayı, çıkarcı davranmayı ve sizin pek de aşina olmadığınız Amerikan kültürünü aşıladı. Kapitalist ilerlemenin getirisi olarak kitle iletişim araçları gelişti, zaman mekan sıkışması dünyayı küçülttü, etkileşimi arttırdı. Zamanımızın tüketim toplumunun temelleri 70'lerde doğanlara Batı'da, aynı temeller 80'sonrası Özal nesli olarak bizlere Türkiye'de kodlandı. Yani özetle dünya literatürüne Y Nesli olarak geçen kavram bizde Özal sonrası nesle, benim deyimimle Özal nesline tekabül eder. Bu kadar şeyi yazma sebebim açıkça bizim sizden farklı olduğumuz gerçeğini ortaya koymak; Y Nesli yani bizde Özal Nesli vatandaşlar her ne kadar global ekonomi sistemine eklemli tüketici bireyler olsa da eğitimli, sorgulamaya açık, iletişim kabiliyetleri yüksek bir nesil olarak önceki nesillere göre katı kurallara bağlılığı daha azdır.

Fakat Y Nesli Türkiye'de televizyonun çocukluk dönemine etkisi nezdinde parçalıdır. Köylü kentli ayrımının belki de sınanması gereken noktalardan birini sunar bu durum bizlere. Şöyle ki son örneğini MHP ve BDP gençlerinde Gezi Olayları sırasında  eğitimliler, şehir kültürlüler ile eğitimsizler, kırsal kültürlüler bağlamında  açıkça gördük. Eğitimli ve şehir kültürlüler olarak sınıflandırabileceğimiz MHP ve BDP gençleri olaylar sırasında otorite ile olan sorunlarını ortaya koyma derdindeyken diğer kesim parti merkezlerine biat sergileme kaygısında ve bu kaygıyı taşımayan "kendi" arkadaşlarını infaza kalkışmaktaydı.

Yazıyı hızlıca toparlıyorum, bu yazı 3 Mayıs vesilesi ile kaleme alınmıştır ve ana ekseninde "Teşkilat dili hariç konuşan, boş konuşur!" diyen MHP danışmanı vardır. Kendisinin bir zamanlar kaleme aldığı yazılarla taban tabana zıt bu söylemi muhalif kanada ve özellikle gençlere hakaret niteliğindedir. Her zaman derim sağda muhalif olmak çok zor bir iştir ve böyleleriyle hep karşılaştık ama işi önemli kılan kişinin kendi yazısıyla çelişmesidir. Ayrıca son yerel seçimlerde MHP adına alınan sonuçlarda özellikle İstanbul'daki hüsranın, Gezi sürecinde farklı fikri söylemlerimiz nedeniyle kendi arkadaşlarımızdan aldığımız ölüm ve dayak tehditleri dikkate alındığında teşkilat dilinin farklılaşması gerektiği, sözümüze kulak kabartılması gerektiği gerçeğinin görülmesi yerine hala hakarete uğruyor olmamızdır.

Bu hakaretleri yemeyiz efendiler! Y nesli olarak bizi idare edemiyorsunuz da (Türkiye için) milenyum sonrası doğan Z neslini nasıl fikrinize kazandıracaksınız? Söylemleriniz asırlık bir düşünceyi siyaset sahnesinden siliyor, siz egolarınızı tatmin etmeye devam ediniz. 

Allah bu toprağın insanlarının yardımcısı olsun!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder