"Beykoz`da oturmalı / Beykoz`da çalışan adam."
Nazım Hikmet'in bu dizelerini açıklarsam şudur meali: Beykoz farklıdır tüm Boğaziçi'nden,
derdi güzellik değildir. Fabrikalarıyla, hastanesiyle emekçinin semtidir. Halat
fabrikasında, cam fabrikasında, hastane temizliğinde, odacılıkta akıtılan
terler yeşertti Beykoz'u... Beykoz bu kadar güzelse, Beykoz bize İstanbul'un
geri kalanında alamadığımız nefesi sağlıyorsa, Beykoz Karadeniz'den bir parça
ise eğer, emekçinin toprağa düşen terinden öyledir. Kaynağı emektir
yeşilliğinin, kaynağı komşuluktur huzurun...
Anadoluhisarı ve civarı... Kanlıca, Çubuklu... her
semti, her mahallesi birbirinden farklı bir doku, farklı bir tat bırakır.
İnsanları hep güzeldir ama mahalle bazında homojendir nerdeyse. Her mahallede
çocuklara bağırıp çağıran bir yaşlı amca illaki olurdu biz küçükken. İnadına
top oynardık, inadına bahçesine kaçardı o top da işte...
Emeğin olduğu yerde kavga da olurdu elbet.
babalarımız tırnaklarıyla kazdılar, elleriyle inşa ettiler Beykoz'u,
emekleriyle büyüttüler... Analarımız eşlerinin hem de çocuklarının peşinden ev
etti evleri, yetmedi, yuva etti... Gerektiğinde sıvadı kollarını kadınlarımız,
onlar da çalıştı, çifte mesai.. Hem iş, hem ev... Hep emek, hep emek....
Bizim nesil rahattı çok şükür, bize öğretilen, bize
düşen basitti buralarda; yalan söylememek lazım, kötüyü dost edinmemek,
haksızı, güçsüzü korumak hele de mazlumun kavgasından kaçmamak... Biz de artık
orta yaşa seğirten ömrümüzde hep dost edindik bu düstura uyan, kıvırmayan,
kaypak olmayan... Doğru adamlardan, doğru kavgalardan, dostluklar,
kardeşlikler... Demedik "çevremiz olsun" herkese yaranalım.
Bildiğimiz doğruyu söyledik, inandığımı kavgayı ettik, dayak attık, yedik,
kendimiz için ya da dostumuz için, fark etmedi... Biz Beykoz çocuğuyduk
nitekim. Çok arkadaş ya da kalabalık olmak değildi inandığımız, az insan çok
huzur düsturu bir yana öyle arkadaşın olacaktı ki kardeşten öte, biz bunu
yaptık.
Hatalarımız da oldu elbette, adam sandıklarımız!
Sandıklarımıza zulaladığımız merhametten yoksun olanlarımız. Tanıdığımızda
tereddüt etmedik ama ayırdık yollarımızı. Beykoz çocuğuyduk biz, Boğazın yargıcı
bizdik, İstanbul'un öfkesi bizdik, Anadolu'nun nefesi bizdik. Korkmadık
yolundan sapanı aramızdan atmaya, çekinmedik kutsallarımıza laf edeni
soframızdan kovmaya, hiç çekinmedik bildiğimiz doğrulardan şaşanı
muhabbetimizden defetmeye... Çizgiler çektik kırmızı, duvarlar ördük
adamlığımıza... Sorumluluktu bizim için anamıza, babamıza, komşuuza,
mahallemize... Sorumluluktu adam olmak, görevdi küçüklerimize ağabeylik
yapmak...
Şimdi bakıyorum da çok şükür....
Tüm Beykoz olmasa da Anadoluhisarı, Kavacık ve
Rüzgarlıbahçe arasında, ben payıma düşeni yaptım, yapıyorum, ileride de
yapacağım.. Erzurum'da İstanbul'u özlemiyorum, Beykoz'u özlüyorum sadece... Memleket
Görele, ekmeğim Erzurum'sa benliğim Beykoz benim...
Vaktiyle bir sofrada oturduklarımız şimdi o sofraya
çökemiyorlarsa hatayı kendilerinde arasınlar, bizde değil... Allah'ın izniyle
yolumuz doğrudur, hatamız varsa af ola....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder