Ülkenin
içinde bulunduğu durumun bir tezahürüdür ki genel seçimmiş gibi bileniyor başat
siyasi partiler. Bu durum başlı başına hatalı olmakla birlikte seçmen nezdinde
bazı yanlış düşüncelerin de doğruymuşçasına pekişmesine sebep oluyor. Seçim
sistemimizin baştan aşağıya problemli olduğu gerçeğini bir yana koyarsak
ülkemizin asıl probleminin insanların birbirine güven duymaması olarak tespit
edebiliriz. İşte böyle bir ortamda size halihazırda yaşadığım mahalle, ilçe ve
il düzleminde yerel siyaseti nasıl gördüğümü özetleyen üç kısa yazı yazacağım,
bu giriş yazısıyla birlikte dört yazılık bir yerel seçim yazı dizisi olacak.
Bismillah diyerek önce küçük genel tespitler yapalım ve neden böyle bir yazı
dizisine giriştiğimi açıklayarak giriş yazısını noktalayalım.
Her
şeyden önce ülkemiz seçim sistemi problemlidir, pek çok siyasi fikir ve kültür
düzlemindeki insanlar temsil edilememektedir. Ayrıca sorunlarımızın temelinde
de Kurtuluş Savaşı verip de ulusal bütünlüğümüzü sağlayamamış olmamız ya da
başka bir ifadeyle iç ve dış bazı müdahalelerle ulusal bütünlük sağlamamızın
engellenmiş olması yatar. Bu noktada yazının başında da belirttiğim gibi asıl
problemimiz insanlarımızın birbirine güvenmemesidir. Bu güvensizlik çeşitli
aidiyetlerin birbirlerine karşı tutumlarının tezahürü olarak ortaya
çıkmaktadır; komşuluk ilişkilerinde hiç bir problemi olmayan bir polis memuru
ile etnik ve sosyal durumu farklı bir insan, konu siyaset olduğunda
birbirlerine hesap soracak durumdadır. Aynı kimlikte insanlar dahi farklı
siyasi konumlanmalar nedeniyle birbirine öfke beslemektedir. Halbuki siyaset
farklı fikirleri de önemseyerek; ülke yönetimindeki kaynak paylaşımından, sistem
farklılığından ibaret olması gerekmektedir!
Ülkemizin
bu durumu yerel seçimlerin de genel seçimlerin bir türevi gibi algılanmasına
sebep olmaktadır. Sayın Başbakan Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın
Bahçeli'nin Güneydoğu'da ise BDP siyasi teşekkülünün başat konumda olduğu
ülkenin yasama-yürütme düzlemi yerel seçimlere de nüfuz etmektedir. Bu çok
risklidir, hizipleşmeye sebep olur. Yerel yönetimde hizmet ve insan merkezidir
ki bu sebeple adem-i merkeziyetçilik fikriyle anılır. Yerel seçimlerin kıstası
genel seçimlerden tamamen farklı olmalıdır, genel seçimlerin çarşaf listeler
nedeniyle seçmen davranışlarında yarattığı "lidere göre oy verme"
davranış kalıbının yerel seçimlere yansıması aslında ülke demokrasisinin
intiharıdır. Yerel seçimlerde nispeten seçme şansımız vardır ve seçmenler bu
şansı kullanmalıdır.
Bu
yazı dizisini yazma sebebim benim belki de Beykoz ile son seçmen ilişkim olacak
olmasıdır. Hayırlısıyla önümde yeni görevim sebebiyle Erzurum yılları vardır ve
akabinde memleketim Giresun'a yerleşmeyi düşünmekteyim. Zaman ne getirir Allah
hakkımızda ne nasip eder bilmiyorum ama ömrümün 29 yılının geçtiği bu ilçeye
dair son bir temennim var. Bu kadar sanatla ve Osmanlı günleriyle anılan bir
semtin hiç bir kültürel etkinliğinin olmadığı tespiti çok üzücüdür ve tarihle,
sporla, sanatla, doğayla, denizle iç içe mutlu bir Beykoz benim dileğimdir! Bu
isteğimi anlatırken de böyle genel bir yazı dizisini kaleme almaya niyetlendim.
Şimdi izninizle dönelim asıl meseleye: Yerel seçimler genel seçim değildir!
Genel
seçimlerde siyasi parti liderlerince hazırlanan listeleri oylarız, zaten
meclise giden milletvekillerinin görev tanımlarında da TC milletvekili olarak
geçer, yani aslında İstanbul'dan ya da başka bir yerden meclise yolladığımız
insanlar ülkeye mal olur, şehre değil. Bu sebeptendir ki İstanbullu olmayan pek
çok insan İstanbul milletvekili olabilmiştir. Yerel seçimler böyle değildir,
nispeten seçme özgürlüğümüz vardır. Her ne kadar partilerden aday olanlar lider
ya da parti merkezince belirleniyor olsa da elimizde seçim hakkımızı
kullanmamızı gerektiren göstergeler vardır. İlçe bazında ele alacağım ve Beykoz
özelinde kaleme alacağım bu noktalar başka ilçeler, iller ve hatta muhtar
seçimleri için de uyarlanabilir. Bu gösterge noktalarını şöyle sıralayabiliriz:
*Oy
vereceğimiz aday oy verilecek bölgede mi oturuyor? Bu sorunun cevabının "evet"
olmasına dikkat edin. Beykoz'a Beykozlu olmayan birinin hiç bir faydası
dokunmaz.
*Oy
vereceğiniz adayın aile yaşantısına, dünya görüşüne ve yaşam tarzına göre bir
değerlendirme yapma şansımız var. Genel seçimlerde oy verdiğimiz kıstasları
değil de daha kişisel olarak düşünmemiz gerek.
*İleride
başkanlık sistemi gibi bir düzenleme ya da en azından dar bölge seçim sistemine
gittiğimizde de uygulamamız gereken bir seçmen davranışı olarak; oy vereceğiniz
adayı şahsen tanıyalım, seçildiğinde ve beğenmediğiniz bir icraatında "Ben
seni seçtim, bunu neden böyle yaptın? sorusuyla hesap sorabiliriz.
*Bir
öncekiyle aynı şekilde oy verdik ama kazanamadı, hatta bu defaten gerçekleşti,
o kişinin yerel siyasetteki kariyerini seçmen olarak biz biçimlendirebiliriz!
Önümüzdeki seçimde bu tip adayların, başkan adaylıkları söz konusu, oy
vereceğimiz her kademede döneklere, siyasi fırıldaklara prim vermemeliyiz.
*Nüfus
olarak genç bir nüfusa sahibiz ülke olarak, genç işsizliği normal işsizlikten
çok daha ciddi bir sosyal sorun durumunda. Yazının giriş kısmında bahsettiğim
gibi bu ülkedeki iç ve dış müdahaleler sonucunda kuşaklar arasında ciddi
farklılıklar var. Özellikle merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve sonrasında
yetişen nesiller olarak daha dinamik ve farklı düşünebiliyoruz. Mümkünse bir
yaş skalamız olsun ve o yaşın üstündekilere oy vermeyelim: Yerel yönetim
dinamizm işidir.
*Oy
vereceğimiz adayın geçmiş dönem siyasi faaliyetlerine bakalım. Yerel yönetim
hizmet demek, dedik ve eğer geçmiş dönem hizmeti olan biriyse oy vereceğimiz
aday, "Elle tutulur ne hizmet yapmış?" diye soralım ve bulduğumuz
cevapları değerlendirelim. İçimiz rahat ediyorsa tekrar oy verelim ama -bu
nokta çok önemli- yaptığı hizmetleri tarttığımızda yetersizse alternatif
adaylara yönelelim.
*Adayların
kendisine bakalım, siyasi parti mensubiyetlerine ya da arkalarında hangi
liderin olduğuna değil. Yerelde hizmeti belediye başkanı verecek bize,
arkasındaki liderler değil. Bu noktada demokrasinin işleyebilmesi için ülke
hükümetinin yerel yönetimlere ayırdığı ödeneklerde adil olması gerekiyor
elbette!
*Beykoz
özelinde 2B ciddi bir sorundur, bu noktada kendi vicdanınıza göre karar
vereceksiniz. Ben bu sorunun seçmenin isteğine göre çözülmesinin pek mümkün
olmadığın düşünüyorum şahsen ama Beykozlunun mağduriyetini en aza kim
indirecekse ona göre oy vermek lazım.
*Ve
ayrıca çok önemli bir nokta; yerel seçimin adayları şahsi değerlendirme şansı vermesi
ilde ve ilçede, başkan ve encümen adaylarını kendimize göre seçme şansımızın
olması. Yani il belediye başkanı için "şu adam" derken ilçe için
onunla aynı partiden olan adama "bundan başkan olmaz" diyebilecek
olmamızdır. Her oy pusulasında farklı bir partiye ya da bağımsıza oy verebilme
özgürlüğüdür yerel seçimler!
31
Mart sabahında belki hayatımızda yeni umutlarımız olacak belki hiç bir şey değişmeyecek
ama ne olur birbirimize hakaret etmeden bir seçim yaşayalım. Yeteri kadar
tartıştı, çatıştı ve birbirini üzdü bu ülke insanı. Artık hoşgörü! "Hepimiz
kardeşiz" söylemi klişe gelmeye başladı artık. Farkındasınız! Bu durumu
nasıl iyi olarak değerlendirebiliriz ki? Komşunuzu sevin, anlamaya çalışın,
karşınızdaki insanları dinleyin, ortak payda bulmaya çalışın, kavga etmeyin! Ve
bu seçim sürecinde ne olursa olsun farklı siyasi görüşteki insanlara, sizin oy
vermeyeceğiniz adaylara oy vermeye niyetlenenlere, başka birine inananlara asla
ve asla hakaret etmeyin, insanlığınızı kaybetmeyin! Bu sadece bir yerel
seçimdir, ne sayın Başbakan'ın dediği gibi ülkenin bağımsızlığıyla alakalıdır
ne de muhalefetin dediği gibi ülkenin kurtuluşuyla alakalıdır. Başat siyasi
aktörlerin genel seçimmiş gibi yerel siyaseti düzenlemesine izin vermeyin.
Elinizi vicdanınıza koyun, adayları hizmet, edep ve yukarıda yazdığım noktalar
ekseninde bir terazide tartarak oy verin.
Hakkımızda
hayırlısı olsun, inşallah!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder