3 Mart 2014 Pazartesi

2014 Yerel Seçim Yazı Dizisi / 1. Yazı: Giriş



Ülkenin içinde bulunduğu durumun bir tezahürüdür ki genel seçimmiş gibi bileniyor başat siyasi partiler. Bu durum başlı başına hatalı olmakla birlikte seçmen nezdinde bazı yanlış düşüncelerin de doğruymuşçasına pekişmesine sebep oluyor. Seçim sistemimizin baştan aşağıya problemli olduğu gerçeğini bir yana koyarsak ülkemizin asıl probleminin insanların birbirine güven duymaması olarak tespit edebiliriz. İşte böyle bir ortamda size halihazırda yaşadığım mahalle, ilçe ve il düzleminde yerel siyaseti nasıl gördüğümü özetleyen üç kısa yazı yazacağım, bu giriş yazısıyla birlikte dört yazılık bir yerel seçim yazı dizisi olacak. Bismillah diyerek önce küçük genel tespitler yapalım ve neden böyle bir yazı dizisine giriştiğimi açıklayarak giriş yazısını noktalayalım.

Her şeyden önce ülkemiz seçim sistemi problemlidir, pek çok siyasi fikir ve kültür düzlemindeki insanlar temsil edilememektedir. Ayrıca sorunlarımızın temelinde de Kurtuluş Savaşı verip de ulusal bütünlüğümüzü sağlayamamış olmamız ya da başka bir ifadeyle iç ve dış bazı müdahalelerle ulusal bütünlük sağlamamızın engellenmiş olması yatar. Bu noktada yazının başında da belirttiğim gibi asıl problemimiz insanlarımızın birbirine güvenmemesidir. Bu güvensizlik çeşitli aidiyetlerin birbirlerine karşı tutumlarının tezahürü olarak ortaya çıkmaktadır; komşuluk ilişkilerinde hiç bir problemi olmayan bir polis memuru ile etnik ve sosyal durumu farklı bir insan, konu siyaset olduğunda birbirlerine hesap soracak durumdadır. Aynı kimlikte insanlar dahi farklı siyasi konumlanmalar nedeniyle birbirine öfke beslemektedir. Halbuki siyaset farklı fikirleri de önemseyerek; ülke yönetimindeki kaynak paylaşımından, sistem farklılığından ibaret olması gerekmektedir!

Ülkemizin bu durumu yerel seçimlerin de genel seçimlerin bir türevi gibi algılanmasına sebep olmaktadır. Sayın Başbakan Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Bahçeli'nin Güneydoğu'da ise BDP siyasi teşekkülünün başat konumda olduğu ülkenin yasama-yürütme düzlemi yerel seçimlere de nüfuz etmektedir. Bu çok risklidir, hizipleşmeye sebep olur. Yerel yönetimde hizmet ve insan merkezidir ki bu sebeple adem-i merkeziyetçilik fikriyle anılır. Yerel seçimlerin kıstası genel seçimlerden tamamen farklı olmalıdır, genel seçimlerin çarşaf listeler nedeniyle seçmen davranışlarında yarattığı "lidere göre oy verme" davranış kalıbının yerel seçimlere yansıması aslında ülke demokrasisinin intiharıdır. Yerel seçimlerde nispeten seçme şansımız vardır ve seçmenler bu şansı kullanmalıdır.
Bu yazı dizisini yazma sebebim benim belki de Beykoz ile son seçmen ilişkim olacak olmasıdır. Hayırlısıyla önümde yeni görevim sebebiyle Erzurum yılları vardır ve akabinde memleketim Giresun'a yerleşmeyi düşünmekteyim. Zaman ne getirir Allah hakkımızda ne nasip eder bilmiyorum ama ömrümün 29 yılının geçtiği bu ilçeye dair son bir temennim var. Bu kadar sanatla ve Osmanlı günleriyle anılan bir semtin hiç bir kültürel etkinliğinin olmadığı tespiti çok üzücüdür ve tarihle, sporla, sanatla, doğayla, denizle iç içe mutlu bir Beykoz benim dileğimdir! Bu isteğimi anlatırken de böyle genel bir yazı dizisini kaleme almaya niyetlendim. Şimdi izninizle dönelim asıl meseleye: Yerel seçimler genel seçim değildir!

Genel seçimlerde siyasi parti liderlerince hazırlanan listeleri oylarız, zaten meclise giden milletvekillerinin görev tanımlarında da TC milletvekili olarak geçer, yani aslında İstanbul'dan ya da başka bir yerden meclise yolladığımız insanlar ülkeye mal olur, şehre değil. Bu sebeptendir ki İstanbullu olmayan pek çok insan İstanbul milletvekili olabilmiştir. Yerel seçimler böyle değildir, nispeten seçme özgürlüğümüz vardır. Her ne kadar partilerden aday olanlar lider ya da parti merkezince belirleniyor olsa da elimizde seçim hakkımızı kullanmamızı gerektiren göstergeler vardır. İlçe bazında ele alacağım ve Beykoz özelinde kaleme alacağım bu noktalar başka ilçeler, iller ve hatta muhtar seçimleri için de uyarlanabilir. Bu gösterge noktalarını şöyle sıralayabiliriz:

*Oy vereceğimiz aday oy verilecek bölgede mi oturuyor? Bu sorunun cevabının "evet" olmasına dikkat edin. Beykoz'a Beykozlu olmayan birinin hiç bir faydası dokunmaz.

*Oy vereceğiniz adayın aile yaşantısına, dünya görüşüne ve yaşam tarzına göre bir değerlendirme yapma şansımız var. Genel seçimlerde oy verdiğimiz kıstasları değil de daha kişisel olarak düşünmemiz gerek. 

*İleride başkanlık sistemi gibi bir düzenleme ya da en azından dar bölge seçim sistemine gittiğimizde de uygulamamız gereken bir seçmen davranışı olarak; oy vereceğiniz adayı şahsen tanıyalım, seçildiğinde ve beğenmediğiniz bir icraatında "Ben seni seçtim, bunu neden böyle yaptın? sorusuyla hesap sorabiliriz. 

*Bir öncekiyle aynı şekilde oy verdik ama kazanamadı, hatta bu defaten gerçekleşti, o kişinin yerel siyasetteki kariyerini seçmen olarak biz biçimlendirebiliriz! Önümüzdeki seçimde bu tip adayların, başkan adaylıkları söz konusu, oy vereceğimiz her kademede döneklere, siyasi fırıldaklara prim vermemeliyiz.

*Nüfus olarak genç bir nüfusa sahibiz ülke olarak, genç işsizliği normal işsizlikten çok daha ciddi bir sosyal sorun durumunda. Yazının giriş kısmında bahsettiğim gibi bu ülkedeki iç ve dış müdahaleler sonucunda kuşaklar arasında ciddi farklılıklar var. Özellikle merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve sonrasında yetişen nesiller olarak daha dinamik ve farklı düşünebiliyoruz. Mümkünse bir yaş skalamız olsun ve o yaşın üstündekilere oy vermeyelim: Yerel yönetim dinamizm işidir.

*Oy vereceğimiz adayın geçmiş dönem siyasi faaliyetlerine bakalım. Yerel yönetim hizmet demek, dedik ve eğer geçmiş dönem hizmeti olan biriyse oy vereceğimiz aday, "Elle tutulur ne hizmet yapmış?" diye soralım ve bulduğumuz cevapları değerlendirelim. İçimiz rahat ediyorsa tekrar oy verelim ama -bu nokta çok önemli- yaptığı hizmetleri tarttığımızda yetersizse alternatif adaylara yönelelim. 

*Adayların kendisine bakalım, siyasi parti mensubiyetlerine ya da arkalarında hangi liderin olduğuna değil. Yerelde hizmeti belediye başkanı verecek bize, arkasındaki liderler değil. Bu noktada demokrasinin işleyebilmesi için ülke hükümetinin yerel yönetimlere ayırdığı ödeneklerde adil olması gerekiyor elbette!

*Beykoz özelinde 2B ciddi bir sorundur, bu noktada kendi vicdanınıza göre karar vereceksiniz. Ben bu sorunun seçmenin isteğine göre çözülmesinin pek mümkün olmadığın düşünüyorum şahsen ama Beykozlunun mağduriyetini en aza kim indirecekse ona göre oy vermek lazım.

*Ve ayrıca çok önemli bir nokta; yerel seçimin adayları şahsi değerlendirme şansı vermesi ilde ve ilçede, başkan ve encümen adaylarını kendimize göre seçme şansımızın olması. Yani il belediye başkanı için "şu adam" derken ilçe için onunla aynı partiden olan adama "bundan başkan olmaz" diyebilecek olmamızdır. Her oy pusulasında farklı bir partiye ya da bağımsıza oy verebilme özgürlüğüdür yerel seçimler!

31 Mart sabahında belki hayatımızda yeni umutlarımız olacak belki hiç bir şey değişmeyecek ama ne olur birbirimize hakaret etmeden bir seçim yaşayalım. Yeteri kadar tartıştı, çatıştı ve birbirini üzdü bu ülke insanı. Artık hoşgörü! "Hepimiz kardeşiz" söylemi klişe gelmeye başladı artık. Farkındasınız! Bu durumu nasıl iyi olarak değerlendirebiliriz ki? Komşunuzu sevin, anlamaya çalışın, karşınızdaki insanları dinleyin, ortak payda bulmaya çalışın, kavga etmeyin! Ve bu seçim sürecinde ne olursa olsun farklı siyasi görüşteki insanlara, sizin oy vermeyeceğiniz adaylara oy vermeye niyetlenenlere, başka birine inananlara asla ve asla hakaret etmeyin, insanlığınızı kaybetmeyin! Bu sadece bir yerel seçimdir, ne sayın Başbakan'ın dediği gibi ülkenin bağımsızlığıyla alakalıdır ne de muhalefetin dediği gibi ülkenin kurtuluşuyla alakalıdır. Başat siyasi aktörlerin genel seçimmiş gibi yerel siyaseti düzenlemesine izin vermeyin. Elinizi vicdanınıza koyun, adayları hizmet, edep ve yukarıda yazdığım noktalar ekseninde bir terazide tartarak oy verin.

Hakkımızda hayırlısı olsun, inşallah!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder